20081230
Cem Adrian
Geçen cumartesi gecesine kadar bilmiyordum bu insanı ismi dışında. Kayıp mıdır benim için tartışılır, ama ne tarz müzik yaptığı hakkında bile bir fikir oluşmamıştı kafamda. Önceki gün sözlükten biraz bakınınca öğrendim -en azından kimilerine göre ki bu kimileri arasında Fazıl Say da var- ne kadar büyük bir yetenek olduğunu.
Şimdi tekrar tekrar, rahat rahat dinliyorum da şarkıyı...
Alakasız bir şekilde Cem Karaca'yı hatırlattı bana bir süre. Sonra şarkının sözlerini kendim yazabilmiş olmayı diledim bu konuda hiç yeteneğim olmadığını bildiğim halde.
Daha sonra bu şarkının bir filme soundtrack olması gerektiği geçti aklımdan. (Belki zaten öyledir, bilmiyorum. Ne zaman aklımdan bu düşünce geçse öğreniyorum ki o şarkı zaten bir soundtrack albümde yer almakta.)
Şimdi düşünüyorum da. Milletin şarkılarıyla beraber hasta olduğu Issız Adam filminin soundtrackinde yer almalıydı. Belki de filmi daha farklı sonlandıracak bir şekilde.
* Bu http://www.youtube.com/watch?v=ETuWGu7lpTY
Smile
New York'ta yaşayan John olmak yerine İstanbul, Marmaris ya da Bodrum'da yaşayan dönerci Recep -yani kendisi- olsa John'un götürdüğü/götüreceği hatundan daha fazlasını götürür sayıca, bundan eminim. Nitelik açısından yorum yapmadığım konusunda dikkatinizi çekerim ki Recep de bu konuda yüksek bir beklenti içinde değildir muhtemelen.
Geçmiş örnekleri hatırlayalım. Musa var mesela...
Diğerlerini hatırlayamadım, onları da siz hatırlar yazarsınız.
20081229
Küre
Ne bileyim sıcaklık (burda sıcaklıktan kastım şöyle bi 25 derece falan) yılın her ayına eşit dağılsın, rahat rahat yaşayalım. Tamam hadi sıcaklık dağılımının ortalamasını alırken göz ardı edeceğimiz (istatistikteki adını unuttum) çok sıcak ya da çok soğuk olmak üzere uç değerleri yaşayabiliriz bir kaç gün.
Bütün yıl aynı sıcaklığı yaşarsak da baharın ve yazın değerini unutur muyuz ki?
20081228
MSN Tesbiti
Ancak Msn'de yeterli örnek uzayına ulaşacak kadar insanla görüştüğümü düşünerek vardığım sonuç şudur ki;
Bıraktım "selam, nasılsın?" gibi medeni girişleri, "slm nbr" bile yazmadan, muhabbete titreşim göndererek başlayan insanların çoğu (nerden baksan %90) belli bir eğitim seviyesinin -ki bu bana göre açık öğretim dışında bir lisans programını bitirmiş ya da söz konusu programda okuyor olmak- altında insanlar.
Daha önce de belirttiğim üzere konuşmaya titreşim göndererek başlayan insanlar yüzyüze konuşurken de karşısındakini "hişş bak biii" dercesine her kelimesinde dürterek konuşan insanlardır benim gözümde ki mümkün olduğunca uzak kalırım bu tip insanlardan.
20081227
Şimdi öyle garip geliyor ki status (durum mu demek lazım şimdi?) kısmında "Şu an ne yapıyorsun?" sorusuyla karşılaşınca.
Hayır oraya o an ne yaptığımı yazsam sayfayı yenilediğimde "Peki şu an üzerinde ne var?" falan gibi bir soruyla karşılaşacakmışım gibi geliyor, korkumdan bir şey yazamıyorum.
Canım Vs. Tatlım
Gümrük işlemlerimizi yürüten firmada görüştüğüm arkadaşlarımın ilk tanıştığımız zamanlar bana hitap şekillerini hatırlıyorum. "Buro Bey" şeklindeydi. Geçen zaman ve benim güven telkin edici kişiliğim sebebiyle zamanla "Buro" oluverdi. Son zamanlarda hitaplarında "Unutkan", "Komik" gibi kelimeler kullanmaya başladılar ki sanırım iyice suyu çıktı olayın.
"Canım" diyorsam birine onu kendime bir şekilde yakın hissettiğim, onunla bir şeyler konuşabileceğime inandığım içindir. Ama "tatlım" kelimesinin daha ileri samimiyet derecesi gösteren bir ifade olduğunu düşünürüm. Herkese karşı kullanılacak bir kelime değildir. Bi hatuna tatlım desem "ayy bana yazıyooo" diye düşünecekmiş gibi gelir mesela. (Bana tatlım dediklerinde tabi ki öyle düşünmem, fesat mıyım ben) Sanki böyle daha yavşak daha yılışık bir ifade gibi. Karşındakini gözünde bir tatlı olarak görüyormuşsun da onu yemek istiyormuşsun gibi falan.
En azından bu yazıyı yazmaya karar verene kadar böyle düşünüyordum. Ama şimdi bakıyorum, canım dururken tatlım ne ki. Canın yani, adı üzerinde. Ne kadar dil alışkanlığıyla kullanılsa da daha çok şey ifade ediyor tatlım kelimesine göre. Tatlı nedir, alt tarafı brownie falan. Alır marketten yersin biter. Ne bileyim brownie kesmezse gider Hacıbaba'dan baklava alırsın, en kalitelisinin kilosu 30-40 lira falandır herhalde.
Kafam karıştı, bağlayamadım sonucu. Kısacası canım daha önemli bir hitap şekli olmalı bence.
20081225
20081221
20081218
Turuncu
O kadar memnunsunuzdur ki bir süredir hayatınızda kimse olmadan, üzerinizde kendi sorumluluğunuz hariç kimsenin sorumluluğunu taşımadan yaşamaktan. Eve geç gideceğinizi haber vermeyince kimsenin kapris yapmayacağını bilmenin huzurunu, yolda gördüğünüz hatunun gözleri hakkında rahatça yorum yapabilmenin özgürlüğünü seversiniz.
Kendinize ayırdığınız zamanı kimseyle paylaşmadan dolu dolu yaşamak istersiniz. Hayatınızda biri olsa belki "Caddebostandayım, gelsene" diyecektir tamemen kendinize ayırıp miskin miskin film izlemeyi ya da çıkıp arkadaşlarınızla dolaşmayı planladığınız pazar öğleden sonrası; üstelik bi önceki geceyi de beraber geçirmiş olmanıza rağmen. Gideceğiniz yarım saatlik yol bile gözünüzde büyür ama bilirsiniz ki gitmediğinizde çekeceğiniz dert yarım saatten çok daha fazla sürecektir.
Cep telefonunuza fazla kısa mesaj gelmez, gelene de cevap vermek zorunda değilsinizdir zaten.
Haftasonu hangi filme gideceğinizi, bir daha ne zaman görüşeceğinizi, daha kışın ortasındayken yaz tatilini beraber yapıp yapmayacağınızı planlamak zorunda hissetmezsiniz kendinizi.
Arada son sevgilinizin kadın ruhundan hiç anlamadığınız konusundaki sözleri gelir aklınıza. Önce biraz fazlaca yakınlaşıp sonra ilgisizliğinizle üzdüğünüz için sizi hayatından tamamen çıkaran arkadaşınızı düşünürsünüz sonra. Ama hemen kayboluverir o düşünce. Böylesinizdir, değişemezsiniz ki.
Siz memnunsunuzdur hayatınızdan. Rahatça yaşarsınız. İçinizden nasıl geliyorsa öyle.
Sonra öyle bir gün gelir, öyle bir insan düşer ki aklınıza; yarım saatlik yolu gitmeye üşenen kendinizi saatler süren, neyle karşılaşacağınızı bile bilmeden çıktığınız şehirler arası yolculuklarda bulursunuz.
Uzun süre sonra geceleri yatağınıza uzandığınızda hemen uyumak yerine birini, bir şeyleri düşünür bulursunuz kendinizi. Gelen kısa mesajlara hevesle cevap verir, gözünüz telefonda gelecek yeni mesajları beklersiniz. Aklınıza türlü türlü sürprizler gelir, bir kısmını gerçekleştirirken bir kısmı için tutarsınız kendinizi.
Aylardır -hatta sevgiliniz olduğu zamanlarda bile- gözünüzde büyüyen bir çok şeyi yapıyorsunuzdur artık. Hem de kendinizi hiç yorgun hissetmeden, tamamen kendi isteğinizle.
Şaşarsınız kendinize. Belki de sadece bir macera aradığınızı, çok muhtemelen bu sürecin çok da uzun sürmeyeceğini bildiğiniz halde şaşarsınız bunları bile yapabildiğinize. Ama içinizden gelen budur, yapmasanız rahat edemezsiniz.
Bir bakarsınız, farkında olmadan doğru iz üzerinden saptığınızı farkedersiniz. Hem sizi hedefinize ulaştıracak, hem de sizin olağan yaşantınızı sürükleyen izden sapmışsınızdır. Sırf bu yüzden istediğiniz gibi gelişmez olaylar ve şaşırarak yaşadığınız süreç beklediğinizden de kısa sürer. Kendi elinizde olmadan kısalır, içinizdeki o heyecanı tüketir.
Yine de -belki içinizdeki son heyecan kırıntısı, belki de havaalanında yalnız geçirdiğiniz 2 saatin verdiği sıkıntının etkisiyle- gözünüzün takıldığı küçücük bir şeyi ona hediye etmek geçer içinizden. Gerçekten isteyip istemediğinizi sorgularken hediye adayının hemen yanında duran kartpostala takılır gözünüz. Üzerinde 4 yapraklı bir yonca bulunan, görür görmez size bir "+" çağrıştıran kartpostal. Belki de bir işarettir, diye geçirirsiniz içinizden ve alırsınız hem hediyeyi hem de o partpostalı; doğru iz üzerinden hiç çıkmamış olmayı, hala karşınızdakinden "bunun için sana bir artı" sözlerini duyabilmiş olmayı dileyerek.
Alışverişiniz bittikten 2 dakika sonra telefon çalar. "Seni çok özledim" sözlerini dinlersiniz o çok üzdüğünüz için sizi hayatından çıkarmayı deneyen arkadaşınızın sesiyle.
Sonra konuşalım dersiniz ve o an bir kez daha emin olursunuz; adaletsizdir dünya.
Silence is the Way
Sevdiğim şarkılar bir yerlerde istemim dışında kulağıma geldiğinde daha bi keyiflenirim. En son Haziran ortası gibi, parkederken çalmaya başlayan ve yanımdaki insanı bekletmemek adına yarım bırakıp indiğim Idioteque 15-20 dakika sonra girdiğimiz ilk mekan olan Pi'de sanki "Ben sizden önce geldim" der gibi mekana girer girmez karşıma çıkınca nasıl da hoşuma gitmişti.
Letting the Cables Sleep çalmaya başladı bugün radyoda ve şarkıyı bitirebilmek için yolumu uzattım. Hava yağmurluysa, yanınızda kimse yoksa, hele bi de hafiften karanlık bir yolda gidiyorsanız size yolunuzu uzattıracak şarkılar listesine ilk sıralardan girer bence bu şarkı. İlk sıra kimin olur derseniz kuvvetle muhtemel "I Am the Highway" derim ki hemen her kategoride ilk sıradadır kendisi.
Eve gelip tekrar dinledim Letting the Cables Sleep'i, bu kez klibini de izleyerek. Hala da dinliyorum zaten.
Muhtemelen yaşamış, yaşamamışsanız da şahit olmuşsunuzdur. Bazen hoşlandığı ama bir türlü beraber olamadığı insan için elinden ne geliyorsa yapar ya insan. Hiç adeti olmadığı halde bir şeyler yazar, kapısında yatıp yolunu gözler, en çaresiz zamanlarında -bence tarihin en eski numaralarından birini yaparak- karşısındakini mutlu etmek adına sürprizler yapar, hediyeler alır, vs. Ne kadar çaba harcasa - bunlar başkalarının eriyip bitebileceği şeyler olsa da-, onunla olmak istediğini ona ne kadar hissettirse de karşısındakinden hiç ses çıkmaz bazen. O zaman kızar belki bizimki, "Silence is not the way, we need to talk about it" diye geçirir içinden. Hatta "whatever you say; it's alright, whatever you do; it's all good" diye düşünür kendisini ona tamamen teslim edercesine. Yeter ki beraber olabilsinler, ona yeter.
Ama "Silence is not the way" diye kendini paralarken hiç aklına gelmez ki karşısındakinin neden öyle sessiz kaldığı. Karşısındaki de bilir, o da anlar bizimkine neler hissettirdiğini. Kalbinde duyar onları, ama cevaplayamaz. Belki doğuştan, belki de şimdiye kadar yaşadıklarından dilsiz olmuştur onun kalbi. Anlar, ama cevaplayamaz tıpkı şarkının orjinal klibinde esas kızın içinde olduğu durum gibi.
Bizimki dayanamayıp isyan ederek onun karşısına geçtiğinde anlar onun neden bu kadar ürkek, kalbinin neden bu kadar sessiz olduğunu; o saatten sonra anlaması neyi değiştirecekse.
Tabi ki bu en iyi yaklaşımdır eğer gerçekten böyle bi durum yaşanıyorsa. Tüm o sessizliğin, karşılıksız kalan çabanın anlamı karşındakinin seni hiç istemiyor oluşudur genelde.
20081213
Hey Corç
Neyse, bu şarkı patladığında ben ilkokuldaydım. Okuldan çıkıp öğleden sonra okulun bahçesinde oynarken bir arkadaşımın ablasının koşarak gelip Hakan Peker'in söz konusu kasetini bulduğunu sevinçle haykırışı hala gözümün önünde.
Bu tip şarkıların kol gezdiği bir dönemi en az hasarla atlatıp bugünlere gelebildiğim için dua ediyorum şu an.
Ek: Oha Barbaros Hayrettin insanı çıktı programa.
Bu tip şarkıların kol gezdiği bir dönemi en az hasarla atlatıp bugünlere gelebildiğim için kurban kesmeyi planlıyorum şu an.
Ek 2: Eyvah Burak Kut
Ek 3: Anladım ki Ek yapmanın sonu yok. Tayfun insanı çıktı şimdi de. Fan Club'ı bile varmış adamın.
Bkz: Akıl Fikir
Rüya Ersavcı hala çok tatlı ayrıca.
Ek 4: Yonca evcimik. Oha dansçılarını bile getirmiş. Neyse ki şarkının çıktığı zamanlarda eşlik eden dansçıları getirmemiş ki onlar muhtemelen memelerine basıp düşerdi dansederken.
20081205
Aile Şirketi
- Bir aile şirketinde
- Ne şirketi?
- Aile şirket
- Peki ne şirketi?
- Aile şirketi!
Biraz zaman aldı aile yapıp satmadığımızı anlamam.
20081202
Sivri
Yaz hala tamamen bitmemiş de kırıntıları kalmış hissine kapılıyorum.
20081125
RS
Ne lan it's complicated? "Sen anlamazsın" mı? Aşk ne kadar karmaşık olsa da içinde bulunduğun duruma bi isim vermek çok da zor değil. Diferansiyel denklem falan değil bu sonuçta. Uykum olmasa daha da uzatırdım. Uykum olmadığında uzatacağım. This is the life dinliyorum şimdi.
This Is The Life
where you gonna go
where you gonna go
where you gonna sleep tonight
http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&videoid=42583035&searchid=41f1fb4c-0233-40b5-8bb0-17c8e7479b7a
Amy Mcdonald'ın gözleri de tüm yeşil gözlerden alışık olduğumuz üzere 100 metreden seçilebilmekte.
20081122
4S Kuralı
Ancak alfabede yalnızca bir tane S var ki bu da mevcut kuralı -en azından benim açımdan- şu şekilde değiştiriyor: Seversin.
Seversin; karşılık beklemeden. İçinden gelenleri bir bir ortaya dökerken karşındakinin ne tepki vereceğini pek umursamadan. Diğer 3 S'ten herhangi birinin umudu ya da korkusunu yaşamadan. Hesap etmeden.
Bazen de tek başına seversin alfabedeki tek başına duran S gibi.
20081113
fal
- Bıdıbııdı kahve falı bakmış falcı bik bik bik demiş dedikleri çıkmış.
- Anne ne çıkacak ya atıyordur.
- Atmıyormuş ya tutuyormuş.
Canım annem benim
20081110
İstanbul Tespitleri - 2
İstanbul'a gelişimin yaklaşık birinci ayını kutlarken İstanbul'la ilgili en büyük 2. tespitimi de bugun yaptım. Siz bilmiyorsunuz, ama ilk tespitim de Asya kıtasından Avrupa kıtasına birinci köprüyü kullanarak geçerken ikinci köprüyü sağ tarafınızda görmeniz gerektiğiydi ki benim bu tespiti yapmam için 3 kez birinci köprüyü kullandığımı sanarak ikinci köprüyü kullanmam gerekti. Malum, kesin bir yargıya varmak için tek deneme yetmez... 3 ideal. Ha bir de İstanbullu insanların Boğaziçi Köprüsü'ne birinci, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ne de ikinci köprü dediklerini farkettim. Tabii birinci ve ikinci sıfatlarını köprülerin yapılış tarihlerine göre verdiklerini keşfetmem hiç de uzun sürmedi.
Neyse, 9 yıl -ki bu da hayatımın %34'ü gibi bir bölümünü kapsamakta- Ankara'da yaşamış ve gitmek istediği hemen her yere evden çıktıktan en fazla 20-25 dakika sonra ulaşabilmiş bir insan olarak İstanbul ile ilgili ikinci tespitim de şudur ki; İstanbul adamı prostat yapar.
Bende hala evden çıkınca yirmi dakika içinde gitmek istediğim yere ulaşabileceğim fikri hakim olduğu için evden çıkarken birazcık çişim gelmiş olsa bile "Amaan gittiğim yerde yaparım" diyip bulunduğum yerdeki tuvaleti kullanma gereği duymuyorum. Sonra noluyor? Yol en az 45 dakika sürüp en az 15 dakika çişimi tutarak araba kullanmamı gerektiriyor. Bu en iyi ihtimal tabi. Hiç beklemediğim biryerde trafiğin tıkanması durumunda ise azap -ve tabii ki prostat olma riskime bulunduğum katkı- kat kat artıyor. Hele bir de aslında izlemem gereken yolun bulunduğum yol olmadığını ve o sıkışık trafikte boşu boşuna beklediğimi farkettiğim an "Salıvereyim gitsin bari" diye geçiriyorum içimden, sırf yolu yine şaşırdığım için kendime duyduğum kızgınlık yüzünden. Sonra gerekli temizliği yine benim yapacağım geliyor aklıma, vazgeçiyorum.
Son paragrafımızda vereceğimiz ana fikir şudur ki; İstanbul'da yaşıyorsak evden çıkmadan önce çişimizi güzel güzel yapalım, hatta mümkünse çıkmadan yarım saat önce sıvı tüketimini keselim, çişimiz gelmesin, konsantrasyonumuzu çişimize değil yola verelim. Ne prostat riskimiz artsın ne de kaza yapma riskimiz. Hayat bayram olsun. Yolda sıvı tüketmemek gerektiğini söylemeye gerek duymuyorum bile. Aklınızdan bile geçirmeyin!
20081108
20081107
Doğu'nun Washington'u
http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haberler/2008/Kasim/07/Haber_504003.aspx
Van için "Doğu'nun Paris'i" yakıştırmalarını duyardım. Gel gör ki burası "Doğu'nun Washington DC'si" falanmış da haberimiz yokmuş.
20081106
Mor Koyun

Eskilerden Bu;
Gece yine uyuyamayıp yatakta dönüp dururken koyun saymak geldi aklıma. Saymaya başlayacakken bir baktım bütün koyunlar mosmor olmuş. merak ettim, gittim yanlarına sordum bi tanesine "noldu lan?" diye. İçlerinden bir tanesi ineklere özenmiş, aykırı görünebilmek için mora boyatmış tüylerini. aykırı koyunu bulup kendisiyle konuşmak istedim lakin sürü psikolojisi yüzünden bütün koyunlar bir süre sonra mor renge bürünmüş. birbirinin aynı onca koyun arasında bulamadım aykırı olanı.
İlerde bir ağacın altında bi adam oturmuş birşeyler yapıyordu. yanına gittim, selçuk erdem'miş. "koyunların karikatürünü yapıyorum yine" dedi, iyi, dedim ben de ne diyeyim. selçuk'la konuşurken koşarak bize yaklaşan bir kız gördük. bi baktık alice. harikalar diyarına gidecem derken yolunu şaşırmış kurtlar vadisine düşmüş. kurtlardan kaçıyordu. neyse ki kurtlar mor koyunları görünce korktular, kaçtılar vadilerine. kurtlar pek akıllı değilmiş, onların koyun olduğunu anlasalar hepsini yerlerdi bir güzel. alice korkmuş tabi, ağlamaya başladı. evsiz, barksız kaldığını söyledi. hiç tanımıyormuş annesini babasını. Üzüldük biz tabi. sonra aklımıza şahane bi fikir geldi. serap ezgü'nün programına çıkardık alice'i. orda da ağladı. sonra telefonla bi kadın bağlandı, alice benim kızım diye. meğer kadın aliye'ymiş. bir zamanlar kara melekken yönetmeniyle birşeyler olmuş falan işte anlarsınız. geldi, kavuştular birbirlerine. güzel bir ikili oldu aliye ve alice. biz selçuk'la geri döndük ağacımızın altına. karnımın acıktığını hissettim. İki tane elma gördüm ağaçta. dallarından koparmak için çektiğimde "ciyaak" diye bir ses geldi. elma değişmiş meğer onlar. seray ağaçtaymış, onun memeleriymiş. kızdı haklı olarak. ceza olarak canlı şarkı söyledi bize. kulaklarımda o ses varken gözlerimi araladım. uyumuşum galiba. kafam da fazla karışmış.hişşt: bunların hepsinin hayal ürünü olduğunu söylememe gerek yok di mi?
Numaralar Taşınıyor
Bu yüzden son zamanların en büyük trendlerinden biri "Aaabi numara taşınabilirliği başlasın hemen bırakıcam Turkcell'i" gibisinden cümleler kurmak oldu gözlemlediğim kadarıyla.
Adamın telefon numarası böyle 532 alan kodlu olsa ya da ne bileyim xxx yy yy şeklinde bir dizilişe sahip olsa dersin ki "adam haklı tabi, güzel numarasından vazgeçmiyor." Ama bakıyorsun; 539 alan koduyla başlayan, n sonsuza giderken 3,14ün karesi falan gibi bir şey. Ne akılda kalabilen ne de ilgi çekebilen bi numara.
Sonra düşünüyorsun, bu lafı eden insandan 2 yılda 7 kere "Yeni telefon numaram şu şu şu. İmza: Bu" şeklinde mesajlar gelmiş sana. Adam operatörden operatöre, kontörlü hattan kontörlü hatta sekmiş durmuş her çiçekten bal alan arı misali. E o zaman "yüzlerce insan telefon numaramı biliyor, her an aranıyorum. Farklı bir operatöre geçmek mi? Numara taşınabilirliği olmadan asla!" gibi bir durum da söz konusu değil bu insan için. Zaten stabil değil yani gsm operatörü ve telefon numarası konusunda.
O yüzden gözünüzü seveyim dilinize dolamayın şu muhabbeti.
20081105
Ses, Soluk
bir kadının güzel sese, güzel bir yüze ve güzel bir fiziğe aynı anda sahip olması.
Batman Forever
Niye? Batman ismini izinsiz kullanmışlar. Ben olsam bununla ilgili bi de komedi filmi çeker adını da "Batman mı? Never" falan koyarım çok güzel olur.
Birileri bir tanecik valiye Türkiye'deki Batman bu ismi almadan önce zaten Batman adında bir çizgi roman kahramanı olduğunu (1939'dan beri falan) söylese keşke.
Palinler
Bi de Balinler diye okul önlükleri vardı, şimdi o geldi aklıma.
20081104
Yok Artık Facebook
http://www.facebook.com/group.php?gid=30065948933
20081103
Yumurta Yer Misin
Annem gittikten sonra farkettim ki o yumurtalar atılmış, yerlerine yenileri dizilmiş özenle. Onlar da yaklaşık bir aydır hiç dokunulmadan duruyorlar. Bi döngüye mi girdik, daha da kötüsü bu döngü kısır mı? Merak ediyorum.
Focus
feyza (20:54):
auto focus kullanmışsın sanırım
Corpse (20:54):
ı ıh manuel yaptım hepsini
Corpse (20:54):
autofocus kadar güzel mi focuslamışım:P
feyza (20:54):
o zaman bi doktora gorun
Ada
"Adalara gidelim pazar günü" dediler. Ben o zamana kadar adaları hiç görmemiş insan yavrusu olarak heveslendim. "Gitmişken büyük adaya gidelim, seneye gitmemize gerek kalmaz. Ehi ehi" bile dedim hatta. Beni ciddiye aldıklarından mıdır (sanmam) nedir büyük adaya gittik ciddi ciddi. Gitmez olaydık, en uzak olanı oymuş. Foşur foşur bi saat mi ne sürdü yol. Gak gak martılar her tarafta. Simit atmak da bayıyor bi süre sonra. Gittiğimizde yaptığımız tek aktivite de bisiklete binmekti işte dağ bayır.
Cidden gitmişken büyüğüne gitmek işe yaradı galiba. Bi daha hiç gitmedim adalara.
"Selin taş gibi olmuş" da o döneme tekabül eder.
Doğuş Gibi Adamsın
Glam, rock, arabesk, klasik müzik, gibi net cevaplar geliyorsa korkmamak lazım. Ne bileyim belki müzik konusunda anlaşamazsın, dinlediği şeyler sana işkence gibi gelebilir falan ama en azından farklı konularda uzlaşırsınız, genel anlamda bir orta yol bulursunuz ilişkiniz boyunca.
Arabeks cevabını verenler bildiğin şuursuzdur mesela. Tamam insan dinlediği müziği belli bi sınıfa oturtamaz, hatta oturtması da şart değildir. Ama madem sınıflandırıyorsun, düzgün telaffuz et be kardeşim. Sen şimdi diske de diks diyorsun di mi?
Sorunun asıl belirleyici cevabı ise "Kulağıma hoş gelen her şeyi dinlerim"dir. Sorun insanın her tür müziği dinlemesi değil burda. Birbirinden tamamen alakasız müzik türlerine ilgi duymak yadırganacak bir şey değil.
Ama birisi " Kulağıma hoş gelen..." diye başladığı an ağzını büzüp bi mandalla falan o büzgüyü sabitlemek, ağzına acı biber boca ederek yana yana kaçışını izlemek gibi radikal önlemler almak gelir içimden. Mümkün olduğu kadar hayatımın dışında tutmak isterim ben o insanı.
Şaşkın, kulağına ne hoş geliyor onu bilmek istiyorum zaten ben o soruyu sorarken. Kulağına hoş gelmeyen müziği sevecek halin yok herhalde. Sana en sevdiğin yemeği sorsak "Ağzıma lezzetli gelen her şeyi yerim" diye cevap verirsin allah bilir.
Ve eminim sana göre moda insanın kendine yakışanı giymesidir.
20081102
20081031
Hımpf

Kavram Karmaşası
20081028
Snatch
01:48:15 Corpse: bak bu şarkı tanıdık gelmedi bana.
01:48:24 Corpse: ama bi filmin soundtracki olmalıydı bence
01:48:48 Corpse: mumkunse snatch tarzı bi filmin falan
01:48:49 elephant: milyon tane filmin saountracki zaten =)
01:48:53 Corpse: haha
01:48:58 Corpse: bak biliorum ben bu işi:P
01:49:00 elephant: oha snatch te de var deli misin
01:49:02 elephant: böö
01:49:03 Corpse: ahah
01:49:21 Corpse: biliomuşum cidden bu işi:P
01:49:51 elephant: hadi len artiz, ekşisözlükle kanka olduğunuzu cümle alem biliyor :P
20081024
Pilav Dolayları
Corpse (11:58):
abi naber
figment (11:58):
iyiyim
figment (11:58):
açım
figment (11:58):
yemek bekliyorum:)
figment (11:58):
sen?
Corpse (11:58):
eheh ben de açım hafif
Corpse (11:58):
lan pztden beri pilav+yanına bilmemne gelio yemek:)
figment (11:59):
o gelen bilmemne onemli ama:)
figment (11:59):
iskender?:P
Corpse (11:59):
ya dün patlıcandı mesela
figment (11:59):
kuzu şiş
figment (11:59):
hmm
Corpse (11:59):
ben de döner yedim heh
figment (11:59):
hakkaten önemliymiş :)
Corpse (11:59):
dolaylı yoldan pilavın yanına döner geldi
figment (11:59):
ehehe
figment (11:59):
tuturacakmışım az kalsın
Corpse (11:59):
dolaylı pilav üstü döner die bişi var yani:)
figment (11:59):
eheuhe
Corpse (12:00):
pilav üstü dolaylı döner ya da
figment (12:00):
bu daha iyi oldu
Corpse (12:00):
ehehe
Corpse (12:00):
du bloga yazim
figment (12:00):
çek bi plavüstü
figment (12:00):
dolaylı mı olsun, direkt mi abi:)
Corpse (12:00):
ehehe
Öptüm Bye
Duruma tezat bir şekilde şöyle de bir gözlemim (batıl inancım?) var; ayrılırken görüşürüz diyip de bi şekilde görüşmediğim insan olmadı hiç. Yüzyüze
Söyle
Dostça bir ses yok
Otoriter devlet yok
Sıcak bir dokunma yok.
Aşka taviz yok
Yüksek adrenalin yok
Söze temas yok
Gece içinde gündüz yok
O zaman kendi kendinle kalırsın
İçindeki hayvanla tanışırsın
O zaman yalnızlığı anlarsın
İçindeki şüpheyle yarışırsın.
Söyle, söyle
Söyle, ah söyle
Söyle
Yalnız kalır mıydın yine?
Suça teşvik yok
Bütün bir ailen yok
Dine inancın yok
Cebinde paran yok
Havada oksijen yok
Bir yudum alkol yok
Altın, alyans yok
Temiz bir giysin yok
O zaman öfkeyle siyaha dönersin
İçindeki korkuyla yeşile
O zaman acıyla mora dönersin
İçindeki gururla griye
Söyle, söyle
Söyle, ah söyle
Söyle, söyle
O zaman kendi kendinle kalırsın
İçindeki hayvanla tanışırsın
O zaman yalnızlığı anlarsın
İçindeki şüpheyle yarışırsın
Söyle, söyle, Söyle
Söyle lütfen söyle
Ah söyle,
Yalnız kalır mıydın yine?
Söyle...
kuşku bir tilki gibi ormandan nehre süzülen...
kelimeler birer savaşçı geceye yenilen...
söyle...
*Very special thanks to MŞŞ
20081023
Aşka Teknik Yaklaşım
bak hala sormuo ya
sidiklikontes.. (13:41):
o kdr laf ettim
sidiklikontes.. (13:41):
ya sevgilim de möhendiz allam neden bölesiniz ya
sidiklikontes.. (13:41):
aynı mantık
sidiklikontes.. (13:41):
aşka teknik yaklaşım
Corpse (13:42):
ahahha
sidiklikontes.. (13:42):
e sölemedin ki
sidiklikontes.. (13:43):
e sormadın ki
sidiklikontes.. (13:43):
e öle demedin ki
20081022
X'i
-Türk eşeği en asil duyguların hayvanıdır.
-Türk jelibonu en asil duyguların şekerlemesidir.
-Türk vidanjörü en asil duyguların iş makinesidir.
Sinir bozucu bi durum cidden. Türk eşeği geçerken İngiliz kısrakları falan kıskanıyor mesela. Ya da ayıcıklı jelibonu atıyorum ağzıma, ama kendisi o kadar asil ve gururlu ki "Yenildik ama ezilmedik" falan diyor ben onu çiğnerken.
20081021
Foolish Casanova
Tam tersi bi durum da yaşanır mı acaba? Petek Dinçöz çıksa, "Foolish Casanova aslında Can Tanrıyar'ın şarkısı değildi, biz onu Buro'dan çaldık" dese mesela. Ben naparım o zaman? Eşin dostun yüzüne nasıl bakarım?
Ve ne acıdır ki bu durumu yalanlamam da pek işe yaramaz. Magazin basınına konu olmuşumdur artık bir kere. Çamur at izi kalsın taktiği uygulanmıştır üzerimde. Petek Dinçöz "what it what it what it means" diye üzerime yürür kabuslarımda, haykırarak uyanırım.
Neyse, baktım kimseyi inandıramıyorum "Ortaokul hazırlıkta, this is a pen kalıbını öğrendikten hemen sonra yazmıştım ben onu!" derim. Evet, hatta şarkıyla ilgili klibin koreografisini de o zamanlar kreşe giden kuzenim yapmıştı.
Orta aç
Serdar Ortaç Vs. Matthew Bellamy.
Ayrıca evet, konu başlıklarını bulurken sıkıntı çekiyorum. Kendime de itiraf ediyorum bir şeyler yazabilmiş olmak için yazdım bunları.
20081020
Ruth
let me steal this moment from you now.
c'mon, angel, c'mon, c'mon, darling,
let's exchange the experience."
00:17;
http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&videoid=11587606&searchid=6a003a0e-5a22-4a6e-a007-f51c5ea9caa9
20081019
Ev hali
Buro: Tamimin Türkçesine ne diyoruz ki?
Aşağıdakilerde sanat kaygısı gütmedim, güdemedim.
Accidental Art
Güven'in Göbeği, evin dağınıklığı
Koltuklar kirlenmesin diye değil
Kapı
Aynı prosedürü tekrarladıktan sonra saatimi almadığımı farkettim. Döndüm, aldım.
Aynı prosedürü bir kez daha tekrarladım ve bu kez arabamın anahtarını unuttuğumu farkettim. Döndüm, aldım. Üçüncü kez.
Arabaya doğru yürürken kendi kendime kızıyordum....
Sonra sigaramı evde bıraktığımı farkettim. Geri dönmedim, bakkala uğramak daha kolay geldi.
Sonra kotumu kontrol ettim, giymiş miyim diye.
Aklım neredeydi ki.
450D
Bu güzelim aletle Ortaköy Cami, vapur, martı, ağzı yüzü kir içindeki sümüklü çocuk ve kıyıya çekilmiş kayık fotoğrafı çekmeyeceğim. "Self portrait" tabir edilen fotoğraflardardan ve makro çiçek-böcek çekimlerinden de mümkün olduğunca kaçınacağım. Hadi belki martı çekebilirim bir iki tane. Söz vermeyeyim o konuda.
BA vs HK
Önce emeklemeyi, sonra yürümeyi öğretmen gerekir.
Kalbindeki sütü tüketmediler mi?
Bezen hiç başlamaması, bir gün bitmesinden iyidir.
Çünkü beraberlik yaşlanırken, bir terkediş gençleşir.
Seni hic terketmediler mi?
................
Bir şeye çok uzun süre bakarsan, onu görmemeye başlıyorsun.
vs
Gece inanılmayan bir dinin ebedi misyoneridir bekleyenin gövdesi içinde
......
Suçlu yok, yanlış var. Boşver, olmayanı arama
......
Eğer bir yanlış yapacaksan bari onu doğru yap
Ha bir de,
Ölümün olduğu yerde, daha ciddi ne olabilir?
Cuma Gecesi
Yoksa rüyamda mıydı?
Neyse ki manuel ayardaymış makine, Erman becerememiş çekmeyi

20081018
Kanal D
Sayın seyircilerimiz, 28 Ekim 2008 Pazartesi tarihinden itibaren Turksat 2A 42 derece doğu uydusunda yayındayız.
Alış Frekansı : 11.862 Mhz
Alış Polarizasyonu : Horizontal (Yatay)
Symbol Rate : 27.500 Ksym/s
FEC : 5/6
Diğer kanallarda da karşılaşıyorum bu ara yeni Türksat sebebiyle.
Ben mühendis halimle zor kavrıyorum şu işi. Babam falan arayıp "Napcakmışız şimdi biz?" diye sorsa açıklayamam. "Sana verdiğimiz emeklere yazıklar olsun" diye kapar telefonu muhtemelen.
Bahçıvan Kaşar
Gittim Migros yavrusu konumundaki Şok markete kaşar peynirlerine bakıyorum. Bizimkine takıldı gözüm; "Bahçıvan Genç Dilimlenmiş Kaşar Peyniri. Üşengecim ya, dilimlenmişi varken diğerini alıp dilimlemeye ne gerek var diye düşündüm doğal olarak.
Az önce bi heves tost yaparken farkettim ki bu kaşar dilimlerinin hepsi birbirine yapışmış. Ve ne yazık ki o yapışık dilimleri birbirinden ayırmak yekpare (oha, tencere mi bu) kaşarı bıçakla dilimlemekten çok daha zor. Zaten ayırabildiğim dilimler de gayet amorf, biftek kalınlığında falan oldular.
Bu vesileyle bana zorla çift kaşarlı tost yediren Bahçıvan yetkililerine teşekkür ederim.
Bahçıvandan kaşar peyniri mi alınır, git bi demet çiçek al yolda gördüğün ilk güzel kıza ver falan.
20081017
Kahve Keyfi
Brad Pitt dururken Fatih Ürek'le beraber olan kadın gibidir.
Hatta bi de ilgili link:
http://bildiginblog.blogcu.com/beni-ortamlara-hazirlamayin_176500.html
Uçan Halı
Birkaç kez de dayanamayıp kendini rüzgara bırakan halıları gördüm uçuşurlarken.
Bu insanların evlerinde kaç tane halıları var, bu halıları her gün silkelemeyi gerektirecek kadar kirletecek napıyorlar merak ediyorum.
20081016
Olmaz ama
ya da Tom Morello gibi gitar çalabilsem
Rottweilerim olsa bi de, adına Kitiara desem.
