Katıla katıla gülmek de garip bir deyim. Tamam katılmak kelimesinin o şekilde de bi anlamı var da, insanın aklına ister istemez şöyle bi sahne geliyor;
A: ahhah hahah haa (tav olmaya hazır şuh bi hatun kahkahası düşünün) evet Ersin katılıyorum sana.
E: hahahahaha ben de sana katılıyorum Ayşin, çok yerinde bi tespit.
F: Ben ikinize birden katılıyorum ahahahahahah, hadi o zaman threesome
Mesela katıla katıla somurtmak diye bir şey yok. Niye? E bi laf dalaşı, tartışma vs anında katılmıyorsun ki karşındakine. Katılmayarak somurtuyorsun işte;
A: Bu konuda hiç katılmıyorum Feride hahha haha haa
F: Ben de sana hiç katılmıyorum Ayşin ahahah
Böyle olmuyor bakın. Katılmadan gülünce yapay duruyor.
Tespit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tespit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20090116
Tek Kelimeyle
Sağda solda ara sıra duyardım. Facebook da pörtleyince, fotoğraf yorumlarında falan, daha sık karşılaşmaya başladım şu kalıpla: "Tek kelimeyle x"
Kardeşim, "tek kelimeyle" yazmak için bile iki kelime harcıyorsun. Ne gereği var, muhteşem de madem direk. Uğraşma lafını pekiştirmek için.
Hayır illa ki öyle bi şekil yapıyorsan "Bunlar da dahil altı kelimeyle muhteşem" falan yaz da tam olsun.
Kardeşim, "tek kelimeyle" yazmak için bile iki kelime harcıyorsun. Ne gereği var, muhteşem de madem direk. Uğraşma lafını pekiştirmek için.
Hayır illa ki öyle bi şekil yapıyorsan "Bunlar da dahil altı kelimeyle muhteşem" falan yaz da tam olsun.
20090112
7'den 70'e
"İnsan 7'sinde neyse 70'inde bunun 63 yıl yaşlısıdır."
şeklinde bir özlü söz icat etmiştim küçükken. Ama cidden küçükken. Ortaokulda falandım. Pek tutmadı nedense bu söz. Popüler kültürün, hızlı tüketim çağının kurbanı mı oldu nedir?
Not: Nazlı bunu okursan yorumlarını burdan yapma canım, rezil etme beni.
şeklinde bir özlü söz icat etmiştim küçükken. Ama cidden küçükken. Ortaokulda falandım. Pek tutmadı nedense bu söz. Popüler kültürün, hızlı tüketim çağının kurbanı mı oldu nedir?
Not: Nazlı bunu okursan yorumlarını burdan yapma canım, rezil etme beni.
20090111
Tüfek vs Coca Cola
Klasik bi laf var ya, Çehov'unmuş sanırım;
"Bir hikayenin başında duvara asılı bir tüfekten bahsediliyorsa o tüfek hikayenin sonuna kadar patlamalıdır" gibisinden.
Benzer bi tespiti Coca Cola için yaptım. Zaten yıllar önce yapmıştım da dile getirmek yeni aklıma geldi. Bu da tarihe geçsin lütfen:
Bi Coca Cola şişesi açıldıysa o şişe hemen bitmelidir.
Öyle kapagını sıkıca kapa, bi saat sonra açıp tekrar iç falan... Hiç olmuyor inanın. Şerbet için daha iyi.
"Bir hikayenin başında duvara asılı bir tüfekten bahsediliyorsa o tüfek hikayenin sonuna kadar patlamalıdır" gibisinden.
Benzer bi tespiti Coca Cola için yaptım. Zaten yıllar önce yapmıştım da dile getirmek yeni aklıma geldi. Bu da tarihe geçsin lütfen:
Bi Coca Cola şişesi açıldıysa o şişe hemen bitmelidir.
Öyle kapagını sıkıca kapa, bi saat sonra açıp tekrar iç falan... Hiç olmuyor inanın. Şerbet için daha iyi.
20090110
Kırmızı Işık
Yayaların düğmeye basarak kendi yönlerine yeşil hale getirdikleri trafik ışıkları var ya.
Arabadaysanız o ışıklarda en ön sırada beklemek eğlenceli oluyor bazen. Özellikle hatunsa karşıya geçen kişi, nası triplere giriyor şaşıp kalıyorum.
Hani herkes onu bekliyor ya. Herkesin gözü de onun üzerinde. Bizim hatun da bi havalarda, sanırsın yaya geçidi değil podyumda yürüyor. Saçları savurmalar falan böyle. Herkesin kendisine baktığından da çok emin. Evet bakıyor herkes ama "Oha taş" demekten ziyade "Bi karşıya geçeceksin hepimizi bekletiyorsun" diye içlerinden saydırıyorlar genelde.
Yaya geçidi mankenleri sizi.
Arabadaysanız o ışıklarda en ön sırada beklemek eğlenceli oluyor bazen. Özellikle hatunsa karşıya geçen kişi, nası triplere giriyor şaşıp kalıyorum.
Hani herkes onu bekliyor ya. Herkesin gözü de onun üzerinde. Bizim hatun da bi havalarda, sanırsın yaya geçidi değil podyumda yürüyor. Saçları savurmalar falan böyle. Herkesin kendisine baktığından da çok emin. Evet bakıyor herkes ama "Oha taş" demekten ziyade "Bi karşıya geçeceksin hepimizi bekletiyorsun" diye içlerinden saydırıyorlar genelde.
Yaya geçidi mankenleri sizi.
e:
Tespit
Recep İvedik
Bu filmin yenisi geliyormuş ya şubatta mı ne. Kabus gibi.
İlk filmin toplam 20 dakikasını falan izledim. O da o an bulunduğum ortamdan dışarı çıkamadığım ve izlememek için aklıma gelen tek çözüm olan gözlerimi kapayıp "duymuyorum kii duymuyorum kii" diye bağırma fikrini pek mantıklı bulmadığım içindi. Bi nevi mecburiyettendi yani. Şöyle de bi yorumum vardır filmle ilgili. Zamanın ötesinde.
Hiç bir şey beğenmeyen sinema eleştirmenleri gibi yaklaşmıyorum tabi ki olaya. Kötü filmlerin de izlenmesi taraftarıyım ben. Söz konusu film için de "Çok küfür ediyormuuuş" gibi bi sebep bulmadım izlememek için.
Şahan Gökbakar insanına güldüğümü hatırlamıyorum hiç. Taa ilk piyasaya çıktığı zamanlar yarı-ulusal bir kanalda yaptığı adını hatırlayamadığım programından beri gülmedim. Nitekim bi saygım vardı adama. Eğitimli oluşundan ya da Ankara'da okumuş oluşundandır belki de.
Ama kendisi hep "Küçük Levent Kırca" oldu benim gözümde ki Levent Kırca'ya da bir kez bile güldüğümü hatırlamam. Sanırım tipleme yaparak, sloganımsı geyikler bularak insanları güldürmeye çalışan sanatçılardan hoşlanmıyorum. (Örnek: Recep ivedik tiplemesi işte ötesi mi var. Bir de mesela Oya Başar'ın Levent Kırca'ya söylediği "Ne Koydun lan kafana" repliğini hala duyarım sağda solda, midem bulanır)
Hani güldüreceksen zekice yapmalısın bunu. Kimsenin yakalayamadığı biyerden yakalamalısın olayı ki farkın ortaya çıksın. (Ben böyleyim mesela, ahah)
Neyse işte. Recep İvedik'in gösterime girmesinin üzerinden sanırım bir yıldan fazla zaman geçmiş ve çevrede bıraktığı etki daha yeni yeni azalmaya başlamışken ikincisinin yolda olduğunu bilmek cidden iç sıkıcı bi durum.
Düşünüyorum, 1 ay sonra birisi "Bıttırıbıt mı? zzzzt erenköy" kalitesinde bi espri yapacak mesela bana. Ben anlamaz gözlerle suratına bakınca açıklayacak "Recep ivedikte böyle diyordu ya". Sen izledin diye ben de izlemek zorundayım sanki di mi? Hayır bi de baksan son bir yıl içinde izlediği tek film odur muhtemelen. (O değil de ben de çok seyrek gidiyorum bu aralar sinemaya. Üzücü.)
Filmde geçen ve sadece geçtiği yerde kalması gereken bu espriler 1 yıl kadar ortada gezinecek yine. Ben yine filmi izlemeyeceğim. Yine işkence gibi gelecek bu diyaloglar.
Yoksa bu kez izlesem mi filmi. En azından dışarda millet geyiğini yaparken çok yabancı gelmez bana.
Recep İvedik'in Turkcell reklamlarında boy göstermesinden bahsetmek bile istemiyorum. Vodofone yapsın, Avea yapsın ama sen yapma be Turkcell.
İlk filmin toplam 20 dakikasını falan izledim. O da o an bulunduğum ortamdan dışarı çıkamadığım ve izlememek için aklıma gelen tek çözüm olan gözlerimi kapayıp "duymuyorum kii duymuyorum kii" diye bağırma fikrini pek mantıklı bulmadığım içindi. Bi nevi mecburiyettendi yani. Şöyle de bi yorumum vardır filmle ilgili. Zamanın ötesinde.
Hiç bir şey beğenmeyen sinema eleştirmenleri gibi yaklaşmıyorum tabi ki olaya. Kötü filmlerin de izlenmesi taraftarıyım ben. Söz konusu film için de "Çok küfür ediyormuuuş" gibi bi sebep bulmadım izlememek için.
Şahan Gökbakar insanına güldüğümü hatırlamıyorum hiç. Taa ilk piyasaya çıktığı zamanlar yarı-ulusal bir kanalda yaptığı adını hatırlayamadığım programından beri gülmedim. Nitekim bi saygım vardı adama. Eğitimli oluşundan ya da Ankara'da okumuş oluşundandır belki de.
Ama kendisi hep "Küçük Levent Kırca" oldu benim gözümde ki Levent Kırca'ya da bir kez bile güldüğümü hatırlamam. Sanırım tipleme yaparak, sloganımsı geyikler bularak insanları güldürmeye çalışan sanatçılardan hoşlanmıyorum. (Örnek: Recep ivedik tiplemesi işte ötesi mi var. Bir de mesela Oya Başar'ın Levent Kırca'ya söylediği "Ne Koydun lan kafana" repliğini hala duyarım sağda solda, midem bulanır)
Hani güldüreceksen zekice yapmalısın bunu. Kimsenin yakalayamadığı biyerden yakalamalısın olayı ki farkın ortaya çıksın. (Ben böyleyim mesela, ahah)
Neyse işte. Recep İvedik'in gösterime girmesinin üzerinden sanırım bir yıldan fazla zaman geçmiş ve çevrede bıraktığı etki daha yeni yeni azalmaya başlamışken ikincisinin yolda olduğunu bilmek cidden iç sıkıcı bi durum.
Düşünüyorum, 1 ay sonra birisi "Bıttırıbıt mı? zzzzt erenköy" kalitesinde bi espri yapacak mesela bana. Ben anlamaz gözlerle suratına bakınca açıklayacak "Recep ivedikte böyle diyordu ya". Sen izledin diye ben de izlemek zorundayım sanki di mi? Hayır bi de baksan son bir yıl içinde izlediği tek film odur muhtemelen. (O değil de ben de çok seyrek gidiyorum bu aralar sinemaya. Üzücü.)
Filmde geçen ve sadece geçtiği yerde kalması gereken bu espriler 1 yıl kadar ortada gezinecek yine. Ben yine filmi izlemeyeceğim. Yine işkence gibi gelecek bu diyaloglar.
Yoksa bu kez izlesem mi filmi. En azından dışarda millet geyiğini yaparken çok yabancı gelmez bana.
Recep İvedik'in Turkcell reklamlarında boy göstermesinden bahsetmek bile istemiyorum. Vodofone yapsın, Avea yapsın ama sen yapma be Turkcell.
20090109
Sek sek
"Sekmeli gözatma" ne kadar garip bi terim. Tamam aşinayız Windows Türkçesi'ne ama buna alışamadım bi türlü. Hani gelip bana "internette öyle bi surf yapacaksın ki sayfadan sayfaya sekeceksin" denmişcesine bi baskı hissediyorum üzerimde.
Zaten bu Windows'u ingilizceden türkçeye çevirtmek için tavuk çevirmeyi chicken translete diye çeviren adamı kullanıyorlar muhtemelen.
Zaten bu Windows'u ingilizceden türkçeye çevirtmek için tavuk çevirmeyi chicken translete diye çeviren adamı kullanıyorlar muhtemelen.
20090108
Dodi Dodi Dilleri
Öğlenden beri, yaklaşık 6 saattir bir tane dido duruyor masamda. Kahve almaya gittiğimde elime tutuşturmuştu iş arkadaşım.
Şu saate kadar 3 kişi "Dodisi gelene Dido" cümlesini kurdu yüzüme karşı. Hatta bir tanesi neredeyse tüm reklam metnini dile getirecek kadar uzattı bu berbat geyiği.
Reklamcılık konusuyla ilgili hiç birikimi olmayan ve dolayısıyla bu konuda nitelikli bir değerlendirme yapamayan şahsıma göre kesinlikle kalitesiz bir reklam.
Ama bir açıdan bakınca da başarılı. Evet, sloganı dillere dolanmış bir şekilde. Birçok insan bu sloganı tekrarlıyor.
RB6918 (Çalışıyordum da az önce. Yanlışlıkla bi ürün kodu paste ettim, şimdi de silmeye kıyamıyorum)
Sorun da bir çok insanın bu sloganı defalarca tekrarlaması bence... Gerçekten bayıyor.
Mesela akşam markete uğradığımda çikolata reyonuna bakarken gözüm Dido'ya takılacak. Reklam sebebiyle diğer çikolataları es geçip elim önce ona uzanacak belki. Ama sonra aklıma elimde Dido'yu gören nerdeyse herkesin "Dodisi gelene Dido" cümlesini söyleyeceği gelecek ve ben vazgeçeceğim. (Bkz: üründen soğutan reklamlar)
Barındırdığı cin fikirlerle değil de çarpıcı bi sloganla akılda kalmaya çalışan reklamlar hep başarısız olmuştur benim gözümde.
Şu saate kadar 3 kişi "Dodisi gelene Dido" cümlesini kurdu yüzüme karşı. Hatta bir tanesi neredeyse tüm reklam metnini dile getirecek kadar uzattı bu berbat geyiği.
Reklamcılık konusuyla ilgili hiç birikimi olmayan ve dolayısıyla bu konuda nitelikli bir değerlendirme yapamayan şahsıma göre kesinlikle kalitesiz bir reklam.
Ama bir açıdan bakınca da başarılı. Evet, sloganı dillere dolanmış bir şekilde. Birçok insan bu sloganı tekrarlıyor.
RB6918 (Çalışıyordum da az önce. Yanlışlıkla bi ürün kodu paste ettim, şimdi de silmeye kıyamıyorum)
Sorun da bir çok insanın bu sloganı defalarca tekrarlaması bence... Gerçekten bayıyor.
Mesela akşam markete uğradığımda çikolata reyonuna bakarken gözüm Dido'ya takılacak. Reklam sebebiyle diğer çikolataları es geçip elim önce ona uzanacak belki. Ama sonra aklıma elimde Dido'yu gören nerdeyse herkesin "Dodisi gelene Dido" cümlesini söyleyeceği gelecek ve ben vazgeçeceğim. (Bkz: üründen soğutan reklamlar)
Barındırdığı cin fikirlerle değil de çarpıcı bi sloganla akılda kalmaya çalışan reklamlar hep başarısız olmuştur benim gözümde.
20090107
Sindirimsizler
Şu probiyotik yoğurtlar piyasaya pörtleyeli 3 yıl falan oldu sanırım. Hadi 5 yıl olsun. Çok olmadı sonuçta. Bu yoğurtları her gördüğümde aklıma geliyor;
Ne büyük bi kitlenin sindirim derdi varmış meğer ülkede. Bunlar piyasaya çıkmadan napıyordu ki hatunlar? Hayır hayatım boyunca sırf reklamlarda gördüm sindirim sorunu ve şişkinlikten böylesine şikayet eden hatunları. Çok kızsal bişi, erkeklerin yanında bahsedemiyorlar desem, regl kadar kızsal bi durum olamaz ki medeni bir hatun -doğal bir şey olması sebebiyle- bunu söylemekten bile çekinmez zaten.
Para tuzağı, para tuzağı.
Ne büyük bi kitlenin sindirim derdi varmış meğer ülkede. Bunlar piyasaya çıkmadan napıyordu ki hatunlar? Hayır hayatım boyunca sırf reklamlarda gördüm sindirim sorunu ve şişkinlikten böylesine şikayet eden hatunları. Çok kızsal bişi, erkeklerin yanında bahsedemiyorlar desem, regl kadar kızsal bi durum olamaz ki medeni bir hatun -doğal bir şey olması sebebiyle- bunu söylemekten bile çekinmez zaten.
Para tuzağı, para tuzağı.
Post
Ne zamandır "az yazıyorum" diye kızıyordum kendime. Gel gör ki dün geceden beri nasıl coştuysam -bu okuduğun hariç- 12 post yazmışım.
Blogger'a zaten Kasım ayında taşındım. Taşındım dediğim de bi ceketimi alıp çıktım blogumun eski ikamet ettigi siteden. Yazıların falan çoğu orda kaldı. Gerçi bi kaç tanesini getirdim sonra buraya. Oraya pek yazmamıştım zaten. Neyse.
Ofiste son dakikalarım ve ben iyice baydım ya, oturdum istatistik yaptım, postların aylara göre dağılımını inceledim falan. Halbu ki işim de var ama başım götürmüyor. Ve bu saaatlerde odamızda boş boş konuşan bolca insan oluyor ki şu 3 paragrafı yarım saattir yazamamamın sebebi de onlar.
Neyse. O iğrenç "Şekil 1A'da gördüğünüz gibi" kalıbını kullanmayacağım. Hayatım boyunca hiç kullanmadım. Şimdi de kullandım sayılmaz. Sadece kullanmayacağımı belirtirken laf arasında geçti o kadar. Bakın işte grafik aşağıda.

Ancak istatistik yapıyoruz ya, bazı parametreleri assume etmezsek olmaz. Mesela ben Ocak ayında bu hızla yazmaya devam edeceğimi varsayarak Ocak ayında toplam 76 postum olacağını öngörüyorum. Ama biliyorum ki benim bu gazla devam etmem imkansız ay sonuna kadar, o yüzden 76 post falan olmaz yani. İstatistikte bunun da bi ismi vardı, type i error ya da type ii error kavramlarından birisi bu durum için kullanılıyor olabilir, emin değilim.
Ofisten çıkıp eve gidiyorum şimdi, birazdan devam ederim....
.... Bugün pek trafik yoktu 15 dakikada geldim evime. Normalde bir İstanbullu olarak (İstanbulda yaşayan diyelim. Ankaralı.. Ankaralı da değilim ki lan, Afyonluyum) 20 dakikada evimden işime gidebilmek gibi bir şansım olduğunu da gözünüze sokmak istiyorum.
Neyse, olaya bir de şu açıdan bakmaya ne dersiniz? Görüldüğü gibi ekim ve kasım ayları nisbeten istikrarlı, aralık ayındaysa baya yaymış bir tavır içindeyim. Oysa ki yılbaşı postları falan olabilirdi di mi, malzeme vardı fazlaca. Ama bir bakıma iyi olmuş aralıkta düşük olması. Ocak ayının müthiş yükselişini pekiştiriyor.
Zaten siz de grafiği incelerseniz bu patlamayı rahatlıkla görebilirsiniz. Bunu yeni yıla bomba gibi girdiğim şeklinde de yorumlayabiliriz . Hani patlama-bomba falan hesabı. Sunumumu burada bitirirken başarı hikayemi okumakta gösterdiğiniz sabır için de teşekkür ederim.
Yazarın Notu: Yalnız şimdi bu postta yazdıklarımı bi düşündüm de, boş insanım ciddi ciddi.
Blogger'a zaten Kasım ayında taşındım. Taşındım dediğim de bi ceketimi alıp çıktım blogumun eski ikamet ettigi siteden. Yazıların falan çoğu orda kaldı. Gerçi bi kaç tanesini getirdim sonra buraya. Oraya pek yazmamıştım zaten. Neyse.
Ofiste son dakikalarım ve ben iyice baydım ya, oturdum istatistik yaptım, postların aylara göre dağılımını inceledim falan. Halbu ki işim de var ama başım götürmüyor. Ve bu saaatlerde odamızda boş boş konuşan bolca insan oluyor ki şu 3 paragrafı yarım saattir yazamamamın sebebi de onlar.
Neyse. O iğrenç "Şekil 1A'da gördüğünüz gibi" kalıbını kullanmayacağım. Hayatım boyunca hiç kullanmadım. Şimdi de kullandım sayılmaz. Sadece kullanmayacağımı belirtirken laf arasında geçti o kadar. Bakın işte grafik aşağıda.

Ancak istatistik yapıyoruz ya, bazı parametreleri assume etmezsek olmaz. Mesela ben Ocak ayında bu hızla yazmaya devam edeceğimi varsayarak Ocak ayında toplam 76 postum olacağını öngörüyorum. Ama biliyorum ki benim bu gazla devam etmem imkansız ay sonuna kadar, o yüzden 76 post falan olmaz yani. İstatistikte bunun da bi ismi vardı, type i error ya da type ii error kavramlarından birisi bu durum için kullanılıyor olabilir, emin değilim.
Ofisten çıkıp eve gidiyorum şimdi, birazdan devam ederim....
.... Bugün pek trafik yoktu 15 dakikada geldim evime. Normalde bir İstanbullu olarak (İstanbulda yaşayan diyelim. Ankaralı.. Ankaralı da değilim ki lan, Afyonluyum) 20 dakikada evimden işime gidebilmek gibi bir şansım olduğunu da gözünüze sokmak istiyorum.
Neyse, olaya bir de şu açıdan bakmaya ne dersiniz? Görüldüğü gibi ekim ve kasım ayları nisbeten istikrarlı, aralık ayındaysa baya yaymış bir tavır içindeyim. Oysa ki yılbaşı postları falan olabilirdi di mi, malzeme vardı fazlaca. Ama bir bakıma iyi olmuş aralıkta düşük olması. Ocak ayının müthiş yükselişini pekiştiriyor.
Zaten siz de grafiği incelerseniz bu patlamayı rahatlıkla görebilirsiniz. Bunu yeni yıla bomba gibi girdiğim şeklinde de yorumlayabiliriz . Hani patlama-bomba falan hesabı. Sunumumu burada bitirirken başarı hikayemi okumakta gösterdiğiniz sabır için de teşekkür ederim.
Yazarın Notu: Yalnız şimdi bu postta yazdıklarımı bi düşündüm de, boş insanım ciddi ciddi.
20090105
Patlama
"insanı sanatsal anlamda -kendi kendini bile şaşırtacak düzeyde-üretgen yapar. o yüzden herhangi bir dalda büyük bir sanatçı olmak istiyorsanız bile bile kendinizi sonu olmayan, içinden çıkamayacağınız takıntılı bi' aşkın kollarına atın. sonra gelsin yaratıcılık, gelsin şaheserler..."
Bu ne kadar doğru bir tespit. Uzun süredir aynı şeyi düşündüğüm ve zamanında bu durumu fazlasıyla yaşadığım halde bu şekilde kelimelere dökememiştim bu duyguyu.
Aslında bir kez daha düşününce belki olunması gereken kişiye aşık olmuşsunuzdur bu durumda. İçinizdeki duyguları bir şekilde -acı çekerek de olsa- dışarı vurmanız için aşık olmanız gereken kişiye. Sönmüş bir yanardağ misali uzun süredir sessiz kalan kalbinizin tekrar hareketlenmesi; sonrasında sizden o yazıların, o resimlerin ya da o şarkıların çıkması için aşık olmanız gereken kişiye.
Sözün orjinal hali de burda.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=asik+olunmamasi+gereken+birine+asik+olmak/248
Bu ne kadar doğru bir tespit. Uzun süredir aynı şeyi düşündüğüm ve zamanında bu durumu fazlasıyla yaşadığım halde bu şekilde kelimelere dökememiştim bu duyguyu.
Aslında bir kez daha düşününce belki olunması gereken kişiye aşık olmuşsunuzdur bu durumda. İçinizdeki duyguları bir şekilde -acı çekerek de olsa- dışarı vurmanız için aşık olmanız gereken kişiye. Sönmüş bir yanardağ misali uzun süredir sessiz kalan kalbinizin tekrar hareketlenmesi; sonrasında sizden o yazıların, o resimlerin ya da o şarkıların çıkması için aşık olmanız gereken kişiye.
Sözün orjinal hali de burda.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=asik+olunmamasi+gereken+birine+asik+olmak/248
20090104
20081105
Ses, Soluk
Adaletsiz bir dünyada yaşadığımızın en büyük kanıtlarındandır;
bir kadının güzel sese, güzel bir yüze ve güzel bir fiziğe aynı anda sahip olması.
bir kadının güzel sese, güzel bir yüze ve güzel bir fiziğe aynı anda sahip olması.
e:
Tespit
20081104
Yok Artık Facebook
Bir şeyi ispatlamak/çürütmek, birilerini şaşırtmak/korkutmak için bir milyon üyenin gerek ve yeterli olduğunu düşünen insanlarca kurulmuş facebook gruplarına (ne ispatlarsan 1 milyon grupları) alıştık. Bi de böyle gruplar varmış. Akıllara zarar.
http://www.facebook.com/group.php?gid=30065948933
http://www.facebook.com/group.php?gid=30065948933
e:
Tespit
20081103
Doğuş Gibi Adamsın
Daha önce hiç denemedim ama bir insanı tanımak için sorulacak sorular arasında en güzellerinden biridir sanırım "Ne tür müzik seversin?" kalıbı. Asıl amaç kişinin müzik zevkini anlamaktan ziyade kişinin varoluşunun gerekliliğini test etmektir burda.
Glam, rock, arabesk, klasik müzik, gibi net cevaplar geliyorsa korkmamak lazım. Ne bileyim belki müzik konusunda anlaşamazsın, dinlediği şeyler sana işkence gibi gelebilir falan ama en azından farklı konularda uzlaşırsınız, genel anlamda bir orta yol bulursunuz ilişkiniz boyunca.
Arabeks cevabını verenler bildiğin şuursuzdur mesela. Tamam insan dinlediği müziği belli bi sınıfa oturtamaz, hatta oturtması da şart değildir. Ama madem sınıflandırıyorsun, düzgün telaffuz et be kardeşim. Sen şimdi diske de diks diyorsun di mi?
Sorunun asıl belirleyici cevabı ise "Kulağıma hoş gelen her şeyi dinlerim"dir. Sorun insanın her tür müziği dinlemesi değil burda. Birbirinden tamamen alakasız müzik türlerine ilgi duymak yadırganacak bir şey değil.
Ama birisi " Kulağıma hoş gelen..." diye başladığı an ağzını büzüp bi mandalla falan o büzgüyü sabitlemek, ağzına acı biber boca ederek yana yana kaçışını izlemek gibi radikal önlemler almak gelir içimden. Mümkün olduğu kadar hayatımın dışında tutmak isterim ben o insanı.
Şaşkın, kulağına ne hoş geliyor onu bilmek istiyorum zaten ben o soruyu sorarken. Kulağına hoş gelmeyen müziği sevecek halin yok herhalde. Sana en sevdiğin yemeği sorsak "Ağzıma lezzetli gelen her şeyi yerim" diye cevap verirsin allah bilir.
Ve eminim sana göre moda insanın kendine yakışanı giymesidir.
Glam, rock, arabesk, klasik müzik, gibi net cevaplar geliyorsa korkmamak lazım. Ne bileyim belki müzik konusunda anlaşamazsın, dinlediği şeyler sana işkence gibi gelebilir falan ama en azından farklı konularda uzlaşırsınız, genel anlamda bir orta yol bulursunuz ilişkiniz boyunca.
Arabeks cevabını verenler bildiğin şuursuzdur mesela. Tamam insan dinlediği müziği belli bi sınıfa oturtamaz, hatta oturtması da şart değildir. Ama madem sınıflandırıyorsun, düzgün telaffuz et be kardeşim. Sen şimdi diske de diks diyorsun di mi?
Sorunun asıl belirleyici cevabı ise "Kulağıma hoş gelen her şeyi dinlerim"dir. Sorun insanın her tür müziği dinlemesi değil burda. Birbirinden tamamen alakasız müzik türlerine ilgi duymak yadırganacak bir şey değil.
Ama birisi " Kulağıma hoş gelen..." diye başladığı an ağzını büzüp bi mandalla falan o büzgüyü sabitlemek, ağzına acı biber boca ederek yana yana kaçışını izlemek gibi radikal önlemler almak gelir içimden. Mümkün olduğu kadar hayatımın dışında tutmak isterim ben o insanı.
Şaşkın, kulağına ne hoş geliyor onu bilmek istiyorum zaten ben o soruyu sorarken. Kulağına hoş gelmeyen müziği sevecek halin yok herhalde. Sana en sevdiğin yemeği sorsak "Ağzıma lezzetli gelen her şeyi yerim" diye cevap verirsin allah bilir.
Ve eminim sana göre moda insanın kendine yakışanı giymesidir.
20081102
20081024
Öptüm Bye
Bir daha hiç görüşmeyeceğini düşündüğün birinden ayrılırken "Görüşürüz" demek saçma geliyor çoğu zaman. Ki ara sıra kasiyerlere falan görüşürüz diyen bi insanım.
Duruma tezat bir şekilde şöyle de bir gözlemim (batıl inancım?) var; ayrılırken görüşürüz diyip de bi şekilde görüşmediğim insan olmadı hiç. Yüzyüze
Duruma tezat bir şekilde şöyle de bir gözlemim (batıl inancım?) var; ayrılırken görüşürüz diyip de bi şekilde görüşmediğim insan olmadı hiç. Yüzyüze
e:
Tespit
20081017
Kahve Keyfi
Nescafe Alta Rica dururken Nescafe 3ü 1 Arada içen insan
Brad Pitt dururken Fatih Ürek'le beraber olan kadın gibidir.
Hatta bi de ilgili link:
http://bildiginblog.blogcu.com/beni-ortamlara-hazirlamayin_176500.html
Brad Pitt dururken Fatih Ürek'le beraber olan kadın gibidir.
Hatta bi de ilgili link:
http://bildiginblog.blogcu.com/beni-ortamlara-hazirlamayin_176500.html
e:
Tespit
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

