BT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20090125

Göreviniz Tehlike

Her operasyon tanımının sonunda "Bu disk kendini 5 saniyede imha edecektir" diyor ya. Öyle de oluyor zaten.

Tut ki operasyon tanımında birşeyi kaçırdım ben. Geri sarıp tekrar bakmam lazım. Ya da pizzacı geldi kapıyı çaldı pause yapmam lazım videoyu. Napcaz o zaman? Gitti mi bütün operasyon?

Telefon mu açayım adama tekrar?

-Hacı ya ben gizli ajan Buro. Video yokoldu ama bizim gizli görev vardı ya.. Kaçta nerde buluşacaktık? Annem geldi odaya orasını kaçırmışım.

20090124

Mal

Bazen öyle salakça düşünüyorum ki.

Dün çektiğim fotoğrafların bazılarını flashdiske atıp bastırmak için fotoğrafçıya götürdüm. Birazdan gidip alacağım fotoğrafçıdan. Şu düşünce geçti aklımdan:

"Gideyim fotoğrafları alayım, baskısı güzel olanları scanleyip bloga atarım"

20090123

Yeemek

İsminden kaybeden yiyecekler var benim için.

Güllaç mesela.

Güllaç diye tatlı ismi mi olur? Sırf bu yüzden ağzıma sürmedim hayatım boyunca.
Tadını bilmem bile.

Sütlaç da öyle.

20090122

Yazmak

Yazmak, içinden geçenlerin bir şekilde dışarıya atılması. İçinde birikip seni tamamen doldurmaması için.

Zehirli bir yılan tarafından ısırıldığında ısırılan bölgedeki zehirli kanın hemen dışarıya atılması...

Karbonmonoksit ağırlıklı gazın arabanın egzozundan dışarı çıkıp havaya karışması gibi.

Çok biriktirmezseniz yazacaklarınızı, pek farkedilmeyen, sayıca fazla ama kendileri minik şeyler çıkıyor ortaya.

Kanı hemen dışarı attığınızda kalan küçük sızılar...

Egzozdan çıkıp havaya karışan, sadece arabanızı muayeneye götürdüğünüzde elinize tutuşturulan emisyon ölçüm sonuçlarına bakarken gözünüze çarpan karbonmonoksit miktarı gibi.

Çok biriktirirseniz içinizdekileri yazmadan önce, daha ağır şeyler çıkıyor ortaya. Daha yoğun. Şiddeti yaşadıklarınıza, onları yazmadan önce beklediğiniz süreye göre değişen bir patlama.

Vücudunuz uyuşmaya başlar eğer zehirli kanı boşaltmaz da onun damarlarınızda gezmesine izin verirseniz.

Egzoz borusunu bir patatesle tıkarsanız ya biriken gazların artan basıncıyla birden fırlar o patates, ya da o gazlar boğar içinden çıktığı motoru.


Belki de bu yüzden, çok bekletmemek lazım içinden dürtenleri.

Minik minik, dikkat çekmeden yazılsa da onlar; bulurlar yine birbirlerini. Toplanırlar bir yerde hep beraber. Ve bulunup okunduklarında anlarsınız aslında o yazıların onları yazan size neler ifade ettiğini.

Kimseye görünmeden egzozdan uçup giden gazların görece daha yüksek biryerden şehri izlediğinizde şehrin üzerine nasıl kalın bir tabaka halinde örtüldüğünü farkettiğiniz gibi.

Kimseye zararı olmayan Mc Donald's ketçabı bile beklemediğiniz tepkiler veriyor fazla sıkıştırınca.

Ben boş patates kutusunu tutuyorken, eski sevgilim de ketçabın -normal şartlardaki- çıkış yönünü kutuya doğru nişanlayıp katçap poşetini diş macunu tüpü gibi kıvırırken beklentimizin aksine yanlardan fışkıran ketçapların 3 masa öteye kadar gitmesiyle test etmiştik bunu da. Biz kaçtıktan sonra o masada oturanlar farketmiş miydi acaba ketçabın nerden geldiğini.

Gece

Çoğu insan için ürkütücüdür gece.
Karanlıktır, seçemezsin etrafında olan biteni tam olarak.
Sessizdir, korkarsın ya biri o sessizliğin içinden sincice yaklaşıyorsa arkamdan diye.
Soğuktur gündüze göre, içini ürperir.
Tenhadır, daha yalnız hissedersin kendini gecenin içinde.

Ama güzeldir gece.
Yararlanmayı bilirsen bazı şeyleri çok daha kolay farkedersin gündüze göre.

Virajda sollamaya çıktığında karşıdan gelen arabayla burun buruna gelmeden önce onun farlarını görürsün.
Gündüze göre daha kolay farkedersin sana sinsice yaklaşmaya çalışan insanları. Gündüzün karmaşasında rahatça hareket edebiliyorlarken gece çıkardıkları en ufak ses ele verir onları.
Daha mahremdir gece. Herkesi özel alanına almak zorunda değilsindir.
Gündüzleri şu ya da bu şekilde muhattap olmak zorunda kaldığın insanlarla arana set çeker karanlık.

Belki de hepsinden önemlisi. Çok daha kolay farkedersin sana göz kırpıp işaret gönderen ışığı. Yanıbaşında da olsa, uzakta, dağların arasına gizlenmiş minicik bir ışık da olsa farkedersin onu.

Gündüz öyle midir ama. Uzaktaki minicik ışığı bırak, şık spotlarla aydınlatılmış koca tabelalarda sana el sallıyor da olsa farketmeyiz o işareti.
Günün aydınlığında, günün koşuşturması ve kalabalığında farkedemeyiz o ışığı, hergün önünden geçtiğimiz koca billboardda duruyor olsa bile.

Gecenin soğuğu...
O da kolayca geçer sana göz kırpan ışığının yanına ulaştığında.

Şudur tek sorun.
Işığın mıdır o gerçekten? Senin için midir?

Yoksa yaşadığın şey gecenin zifiri karanlığında başka ışık bulamıyor olduğun için onu sahiplenmenden mi ibarettir?

20090121

Market

Sevgili Blog,

Ofisten çıkınca tam teşekküllü bir markete gidesim var ama yine üşenir miyim bilmem. Cidden bıktım Şok'tan, Bim'den, falan filandan.

Beni üşendiren markete gitmekten ziyade kasada sıra bekleyecek olmam düşüncesi aslında. Nasıl da uzun cümle kurasım var bugün.

10

Şu andan itibaren bi 10 dakika konuşmasa çevremde kimse.

Benim ilgilenmediğim birşeyleri anlatıp durmasa bana. Kestirip atmak için monitörden gözümü ayırmadan "Hıı" dan başka birşey söyleme durumunda kalmasam ya da telefonda sorulara verdiğim cevaplardan inatla yeni sorular türetildikçe zaten pili bitmek üzere olan telefonumu kapamak için sürekli hayır cevabını vermek zorunda kalmasam.

10 dakika.

Rahatlayacağım.

Naber Cezmi?

Bir süredir aklıma gelen otu boku buraya yazmaktan gayet memnunum.

Ancak Teomanvari benzetmeler yapıp Cezmi Ersözvari yazılar yazmayı da özledim galiba.

En son Him'in şarkılarının anlamlı geldiği zamanlar yazmıştım sanırım o tarz şeyleri.

Here I go

Şu tepede "Here I go, playing the star again" olarak duran ve blog başlığım için yeterince özlü olduğunu düşündüğüm o cümleyi "İçsel dünyamın dışsal izdüşümü" falan diye değiştirsem mesela.

Ciddiye almayın bunu.

Beklemek

İnsan birşeyi neyi beklediğini unutacak kadar uzun süre bekler mi?

Ben bekledim.

Hayatımın aşkını falan beklemedim öyle merak etmeyin. Taa 2.5 yıl kadar önce, işe ilk başladığım zamanlar servis öyle geç kalmıştı ki (1.5 saat kadar) ve ben öyle dalmıştım ki beklerken önümden geçen insanları, sağı solu gözlemeye; bi an cidden "Ben burda napıyorum?" diye sormuştum kendime.

Gelmişti servis yalnız.

Amorf

Başlık bulmak konusundaki yeteneksiziliğimin ben de farkındayım. Karar verdim, artık yazılarımda o an aklıma gelen en şekilli kelimeyi kullanacağım başlık olarak. En şekilli dedim ya kesin Odun falan gelir aklıma o an. Ya da ne bileyim, amorf gelir mesela. Heh! Tamam, oldu. Ne güzel başlık.

20090119

x y ise

Var ya öyle bir muhabbet,

"x (yapmak) y (lik) ise evet kabul ediyorum ben y'yim."

Türk filmlerinde, şarkılarda falan geçer genelde. ya da bana öyle gelir, güncel hayatta kullanımına rastlamadım çok şükür.

Rastlamayayım da lütfen, ezik bi replik gibi gelir bana hep.

x ve y'ye değer verelim hadi;

"Sevmek aptallıksa evet ben aptalım"

"Ders çalışmak ineklikse evet ben ineğim"

Hiç hoş durmuyor.

20090118

Yemek

İnsan yemek yemek için 45 dakika bekler mi?
Beklemek dediğim bir mekana gidip masaya oturup sipariş verdikten sonra yemeğin gelmesini beklemek degil. Mekanda boş masa olmaması -ve önümüzde masa bekleyen başka insanların da olması- sebebiyle ayakta, bi köşede masa boşalsa da otursak diye beklemekten bahsediyorum.

İnsan olan beklemez ama biz bekledik. Neymiş;

"Abi adam gibi bir yerde düzgün bir yemek yiyelim"

Yiyemedik de zaten. 45. dakikada (futbol programı ismi gibi oldu) çıkıp başka bi mekana gittik, bir 15 dakika falan da orda bekledik. Sonrasında doyduk çok şükür.

Hayır git Burger King'de ye adam gibi. Boş masa bulamasan oturanlardan birini poponla kenara ittirip otur falan.

Gençler

Erman'la yanyoldan gidiyoruz sakin sakin. Yağmur da yağıyor zaten. Bu yanyol kelimesi de hala garip geliyor bana. Sanki çevreyolundan gidemeyen ezik kesimin kullandığı yolmuş falan gibi.

B: Aa çevirme mi var orda napıyorlar.
E: Bilmem
Polis: Gençler hayırdır nereye böyle yanyolda tersten tersten
B: Aa ters yön mü burası memur bey. Biz çevre yoluna çıkacaktık.
P: Hiç mi farketmediniz millet üzerinize üzerinize sürerken. Kimlikler. Ne iş yapıyorsunuz siz.
B: Mühendisiz.
P: Nereye gidiyorsunuz
B: Bostancıya gitmeye çalışıyoruz
P: Geri dönün, ilerden sağa.

Dikkatliyimdir de halbuki. Trafik işaret ve işaretçilerine uyarım falan.

20090117

Oeh

Şimdi bi arkadaşın telefon konuşmasına tanık oluyorum. Annesiyle konuşuyor.

- Evet biz erken yatıyoruz. 8'de falan.

8 derken akşam 8, 20:00 yani. Benim bi zamanlar yaptığım, şimdi de özlemle andığım gibi sabah 8 falan değil.

İnsan 8'de yatar mı abi?

Coca Cola

Başıma geleceği biliyorum ya, sabah (az önce) elimdeki cola kutusunu montumun cebine tıkıştırdım.

Ama gördü biri.

-Sabah sabah cola mı içeceksin?
-Mideni delersin
-İsrail'i protesto?
-Sabah içme demedim mi şunu sana (hayır annem değil bunu söyleyen)

15 dakika muhabbeti döndü ben "tamam ya içmicem" diye kestirip atmaya çalıştıkça. İçmiyorum da zaten, dizdiler boğazıma.

20090116

Katıla Katıla

Katıla katıla gülmek de garip bir deyim. Tamam katılmak kelimesinin o şekilde de bi anlamı var da, insanın aklına ister istemez şöyle bi sahne geliyor;

A: ahhah hahah haa (tav olmaya hazır şuh bi hatun kahkahası düşünün) evet Ersin katılıyorum sana.
E: hahahahaha ben de sana katılıyorum Ayşin, çok yerinde bi tespit.
F: Ben ikinize birden katılıyorum ahahahahahah, hadi o zaman threesome


Mesela katıla katıla somurtmak diye bir şey yok. Niye? E bi laf dalaşı, tartışma vs anında katılmıyorsun ki karşındakine. Katılmayarak somurtuyorsun işte;

A: Bu konuda hiç katılmıyorum Feride hahha haha haa
F: Ben de sana hiç katılmıyorum Ayşin ahahah

Böyle olmuyor bakın. Katılmadan gülünce yapay duruyor.

Çocukluk Yanılgıları

Küçükken, muhtemelen ilkokul çağlarındayken, salaklığın ötesine geçen bi huyum vardı.

Aklımdan geçen birşeyi unuttuğumda o ana geri dönmeye çalışırdım beynimde. Ne bileyim mutfaktan salona giderken aklıma anneme birşey söylemek geldi ve unuttuysam, mutfaktan salona kadar tekrar bi giderdim beynimde.

Buraya kadarı salaklık değil aslında. İşe yarıyor olabilir sonuçta.

Ama bu yöntem işe yaramazsa abartıp mutfağa fiziksel olarak geri giderdim. Hem de geri geri giderdim ki yöntemin etkisi artsın, o anki görüş açım aynı olsun falan. Bilmiyorum işe yarıyor muydu.

Sabah işe gelirken aklıma bloga yazmalık birşey gelmişti de. Unuttum şimdi. Tam da yeditepenin önündeki kavşaktaydım o sırada. Geri geri gitsem mi oraya?

20090114

Kırp

Saçlarımı kesmem gerektiğini farkedeli bi hafta olmuş tam. Hala tık yok.

Teoman'ın Yazgı diye bi şarkısı vardı bi de. O aklıma geldi durduk yere.

20090112

Mikdodalga

Yaklaşık bir haftadır bir mikrodalga fırınımız var.

Ama biz geldiğinden beri kendisinden nasıl faydalanıyoruz?


Antrede duran bir sehpa olarak.